Görünmez Kelepçe: Narsisistik İlişkilerde “Haklı” Çıkma Oyunu ve Sembolik Şiddet

Ebru Ertüreten

Pierre Bourdieu’nün “sembolik şiddet” kavramı narsisistik ilişkilere taşındığında, ortaya çok net bir tablo çıkıyor: Açık bir baskı yok, bağırma çağırma yok, fiziksel bir tehdit yok. Ama o ilişkinin içindeki kişi, kendini sürekli yanlış yapan, eksik kalan, yetersiz olan taraf gibi hissediyor.

Sosyoloji ile psikoloji tam bu noktada birbirine değiyor. Sosyoloji bu tür güç ilişkilerinin nasıl kurulduğunu ve nasıl sürdüğünü açıklar; psikoloji ise bunun insanın içinde nasıl yaşandığını, nasıl içselleştirildiğini gösterir. Narsisistik ilişkiler tam bu kesişimde durur. Söz konusu olan yalnızca iki kişi arasındaki iletişim değil; aynı zamanda anlam kurma ve gerçekliği tanımlama sürecidir. Bu süreç çoğu zaman tek taraflı ilerler.

Sembolik şiddetin kritik noktası şudur: Kişiye doğrudan “yanlışsın” denmez. Kurulan dil, verilen tepkiler ve yapılan yorumlar öyle bir çerçeve oluşturur ki kişi zamanla zaten yanlış olduğunu düşünmeye başlar. Olayların kendisi değil, nasıl anlatıldığı belirleyici hale gelir.

Bir noktadan sonra konuşmaların amacı değişir. Tartışmayı anlamak ya da çözmek için değil, yanlış anlaşılmamak için konuşulur. Kişi kendini ifade etmez; kendini savunur. Kendi duygularına güvenmek yerine karşı tarafın tepkilerini referans almaya başlar.

Danışanlarımdan sık duyduğum bir cümle var: “Gitmem gerektiğini biliyorum ama bir türlü gidemiyorum.” Bu cümle çok şey anlatır. Ortada fiziksel bir engel yok ama zihinsel düzeyde çok güçlü bir bağ kurulmuş. Düşünme alanı daralıyor, kişi kendi gerçekliğini sorgulamaya başlıyor. Sembolik şiddet tam burada devreye giriyor.

Narsisistik ilişkide kurallar tek taraflı ilerler. Sevginin ne olduğu, sadakatin sınırları, neyin sorun sayılacağı — bunların hepsi karşı tarafın tanımıyla şekillenir. Bu tanımın dışına çıkıldığında yine onun koyduğu ölçülerle yargılama gelir. Dışarıdan bakanlar bu ilişkileri anlamakta zorlanır; “neden kalıyor” sorusu sık sorulur. Ama içeride olan şey bilinçli bir tercih değil, algının yavaş yavaş yeniden şekillenmesidir.

Sürekli kendini açıklama ihtiyacı, her adımı “yanlış anlaşılır” kaygısıyla tartma hali, kendi duygularından emin olamama… Bunların her biri bir işarettir. Narsisistik ilişkide güç yalnızca karşı tarafın davranışından gelmez; aynı zamanda ona verilen “haklılık alanından” beslenir. Bu alan daraldıkça kurulan yapı da zayıflar.

Kişi kendi gerçekliğine geri döndüğü anda, o görünmez bağ çözülmeye başlar. Bourdieu’nün tarif ettiği gibi, sembolik şiddetin gücü kişi onu gerçek kabul ettiği sürece sürer.

Bu yazı bir başlangıç olabilir.
Devamı için ücretsiz rehberlere buradan ulaşabilirsin.

Scroll to Top