Aşk mı, Bağımlılık mı? İlişki Bağımlılığının Sessiz Tuzakları

Ebru Ertüreten

Bazen büyük bir aşk yaşadığımızı sanırız. Oysa içten içe huzursuz, tetikte ve kaygılıyızdır. Mesaj geç geldiğinde içimiz daralır, ilgi azaldığında paniğe kapılırız, uzaklaşma ihtimali belirdiğinde sanki kimliğimiz dağılacakmış gibi hissederiz. Bu tablo sevginin değil, ilişki bağımlılığının tablosudur. Sağlıklı bir bağda iki ayrı birey vardır; ilişki bağımlılığında ise biri diğerinin duygusal merkezine dönüşür. Kendi değerini, karşı tarafın ilgisi ve onayı belirlemeye başlar.

Bağlanma kuramı alanındaki çalışmalarıyla tanınan psikiyatrist Amir Levine, Attached kitabında kaygılı bağlanma stiline sahip bireylerin terk edilme ihtimalini abartılı biçimde algıladıklarını ve buna bağlı olarak aşırı tutunma davranışı geliştirebildiklerini aktarır. Kaygılı bağlanma örüntüsünde kişi, partnerinin en küçük mesafe sinyalini bile bir tehdit olarak yorumlayabilir. Bu psikolojik zemin, ilişki bağımlılığının en sık görülen altyapısını oluşturur. Sevgi büyütürken bağımlılık daraltır; sevgi güç verirken bağımlılık kişiyi kendi merkezinden uzaklaştırır.

Danışanlarımla çalışırken en sık gördüğüm şey şudur: İnsanlar ilişkiye değil, ilişkide hissettikleri değere bağımlı hale gelir. Kişi partnerinden uzaklaştığında acı çeker, ama asıl korktuğu şey yalnızlık değildir — kendi içindeki değersizlik inancıyla baş başa kalmaktır. Bağımlılık tam da burada başlar; iç boşluğu dışarıdan doldurma çabasının tam ortasında.

İlişki bağımlılığı bir zayıflık değil, öğrenilmiş bir bağlanma biçimidir. Fark edildiğinde dönüşebilir. Asıl soru şudur: O kişiyle birliktesiniz çünkü onu seviyorsunuz, yoksa onsuz kaldığınızda kim olduğunuzu bilmediğiniz için mi? Sağlıklı ilişki, iki yarımın birbirine tutunması değil; iki bütünün yan yana yürüyebilmesidir.

Bu yazı bir başlangıç olabilir.
Devamı için ücretsiz rehberlere buradan ulaşabilirsin.

Scroll to Top